Top Module Empty
Anasayfa arrow Denemeler arrow Denemeler arrow Estetik Dönüşüm ve İntihar*
Estetik Dönüşüm ve İntihar* PDF Yazdır E-mail
Yazar Zafer Ekin Karabay   
İntihar üzerine


    "Hayatın neresinden dönülse kârdır."

    N.Marmara

İntiharı belki de ilk kez konuşan, savunan ve eyleyen Stoacılardan bu yana çok zaman geçti. Zenon, Kleanthes Seneca savundukları felsefenin pratiği olarak intihan seçtiler. Söz konusu felsefe ise Seneca nın "uzun yaşamak için kaderin lütfuna bağlıyız, yettiği kadar yaşamak ise bizim elimizde" sözünde özetlenebilir. Öte yandan intihar, iktidarı olumsuzlaması üzerinden bir direniş ve reddiye edimi olarak da düşünülebilir. Kaldı ki, Aristotales'in, intiharı ahlakdışı olarak yorumlaması ve devlete karşı yönelmiş bir edim olarak görmesi çoğu iktidarca da paylaşılmıştır. Foucault'un modem iktidarın bir özelliğini vurgulamak için seçtiği bio-iktidar kavramı da, tebaasının yaşamasını salık veren bir iktidarı tarif ettiği için iktidar-öldürme ikilisinin çoğu zaman örtüşmesi karşısında, iktidar-intihar ikilisinin yine çoğu zaman zıtlığını imler. Öte yanda özellikle Ortadoğu dinleri de intiharı iktidarın, yani bu sefer tanrının iradesine muhalefet olarak yorumlar ve dışlar. Gelgelelim intihar bir varoluş sorunudur ve intihara böyle yaklaşan filozoflarca edim değilse de müntehir savunulur. Sözgelimi Sartre'a göre intihar, dünyada olmanın başka bir yoludur. Nietzsche ise yaşama son verme hakkını birincil hak olarak yorumlar. Camus'un da intiharı tek felsefi Sorun olarak görmesine karşılık, bu edim, genellikle gündelik bir yaklaşımla 'kaçış' olarak yorumlanır ya da nihilizmin failliği vurgulanır. Oysa zaman zaman 'sözde intihar' olarak tanımlanan, edimin burada belirlenen özüne aykırı ve yine gündelik sorunların yol açtığı intiharı, bütünüyle önemsiz saymamanın yanı sıra saklı tutar ve nihilizmin son kertede etik tutumu da reddedeceği belirtirsek; nihilizmin, intiharı açıklamakta yetersiz kalacağı açığa çıkar. Keza kendisini biyolojik varlığından ibaret saymayan olası bir müntehirin kültürel ve bireysel varlığının olanaksız kaldığı noktada biyolojik varlığının da anlamını yitirmesi üzerine gerçekleşen intiharı fevkalade etik bir intihar olacaktır. Ote yandan 'kaçış' yorumu, yerleşik yaşamın ve verili yaklaşımın yeniden üretimine dayanır ve daha vahimdir. Aslında Hayati Baki'nin dediği gibi" intiharın ne olduğuna ilişkin tanımların, yaklaşımların, çözümlemelerinin sığlığı, intiharın ne olmadığına değin ipuçları verebilir ancak." (s.12) Bununla birlikte intihar, başka gerekçelerle de gerçekleşse her zaman bunalımı çağrıştıracaktır. Romanlarınsa, gerçekçi akıma bağlı olmasalar bile, yazıldığı dönemki toplumun gerçekliğini yansıtmaları dolayısıyla, yetmişlerden sonra yeni bir ivme kazanan Türk romanının özellikle ilk örneklerinde roman kişilerinin intiharları, ihtilal sonrası Türkiye toplumunun içine düştüğü bir bunalımın tezahürü olarak yorumlanabilir.

Türk romanında estetik dönüşüm

Uşaklıgil'in Aşkı-ı Memnu'su, Tanpınar'ın Saatlari Ayarlama Enstitüsü gibi istisnalar olsa da, Türk romanında uzun süre gerçekçi eğilimin varlığı kabul edilir. Yetmişli yıllar ise Türk romanın da gerçekçiliğin tamamen bırakılmamasıyla birlikte modernist ve postmodernist eğilimlerin başladığı dönemdir. (Ecevit,s.84) Dönemin başlatıcıları da 72 'de Tutunamayanlar'ı yazmasıyla Oğuz Atay ve bir yıl sonra Anayurt Oteli'ni kaleme alanYusuf Atılgan'dır ki, Atılgan'ın daha 1959'da Aylak Adam'ı yazdığı da unutulmamalıdır. Süreç, Ferit Edgü, Latife Tekin, Bilge Karasu ve Orhan Pamuk gibi yazarların bulunduğu bir kulvarda ilerler ve İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş, ve Hakan Akdoğan'a değin uzanır. Bahsedilen dönem, somut gerçeğin ifadesi olan ve bir anlamda mimetik estetiğin geçerli olduğu gerçekçi roman döneminin başkalaştığı, soyut durumların romana taşındığı ve aynı paralelde romantizmin ve bireyciliğin gündeme geldiği bir kesittir. Romancı artık dış gerçekliği yansıtmak ve eleştirmenin ötesinde, iç dünyasının kıvrımlarına da girer ve kurduğu düşsel alanı, gerçeklik alanına ikame eder. Bu genelde 19. yüzyılda Balzac ve Tolstoy'la doruğa varan gerçekçi romanın varlığını garanti eden koşulların ortadan kalkmasının da bir sonucudur. Söz konusu koşullarsa modernitenin dünyayı bütünüyle algılanabilir ve tanımlanabilir bir bütün olarak gören düşünsel düzleminin ifadesidir. Modernitenin yarattığı hayal kırıklığı ise bahsedilen düşünsel düzlemin de eleştirisine açılarak roman yazarına ulaşacak ve yazar, okuyucuya salık vereceği bir dünya görüşünden yoksun kaldığı gibi, nesnelliği tartışılır hale gelen dış gerçeklikten uzaklaşacaktır. Türkiye özelinde ise 12 Eylül darbesinin sol üzerinde yarattığı etki, kapitalist modelin alternatifini de tüketir ve romancının da bir boşlukla yüzleşmesine yol açar. (Moran, c.3, s.50)

Atay ve Atılgan'ın roman kişileri


Bahsedilen estetik dönüşümün öncüleri Atay ve Atılgan'ın roman kişilerinin intiharı dikkat çekicidir. Oğuz Atay'ın. Yalçın Küçük'ün bir yerde dediği gibi bir çelişki içermediği için bütünüyle roman saymaktansa, hocası Mustafa İnan'ın biyografisi diyebileceğimiz Bir Bilim Adamının Romanı'nı saklı tutarsak, ilk romanı Tutunamayanlar'da Turgut Özben, arkadaşı Selim Işık'ın intiharının izini sürer ve bu süreç boyunca kendisinin bir tutunamayan olduğunu anlar ve gözlerden kaybolur. Olay tamamen Tezer Özlü'nün Yaşamın Ucuna Yolculuk romanının Almanca baskısındaki adı gibi "bir intiharın izinde" geçer. Tehlikeli Oyunlar da ise Hikmet Benol. içinde bulunduğu yoğun karmaşanın gerçekliğini araştırırken hiçbir şey yapmak istemediği bir ana ulaşır ve yarı iradi bir durumda balkonun güçsüz parmaklıklarına dayanır ve aşağı düşer. Aslında Hikmet, romanın başında uyur ve yarı iradi intiharı da uyku simgeseli ile belirsizleşir. Böylece roman uyku parantezine alınmış olur. Atay, gerçeği ve düşü belirsizleştirmekle birlikte Hikmet Benol 'ü de bir tutunamayan olarak çizer.


Yusuf Atılgan'ın ise üç romanı vardır. Ancak bunlardan Canistan'ı yarım kaldığı için saklı tutup, Aylak Adam'a bakabiliriz. Yusuf Atılgan, Selim Andak'la yaptığı bir söyleşisinde, Aylak Adam'ı ölümle bitirmeyi tasarladığını ancak fazla melodramatik olacağını düşünerek C. 'nin "bir çeşit melankoliye, hatta deliliğe varabileceği hususunu" okura bıraktığını söylüyor.(Moran. c.2, s.234) Sonuçta C de Zebercet'in yaşadığı varoluş sorunsalındadır ve okuyucunun ulaşabileceği sonuçlardan biri de yine intihardır. Anayurt Oteli'nde ise Zebercet'in intiharı bence Türk romanının en görkemli intiharıdır. Zebercet bir anlık bir tereddütten sonra ayağını masaya vurur ve kendini boşluğa bırakır. Otelin sessizliğine karşın dışarda büyük bir gürültü; siren ve korna sesleri duyulur. Zebercet'in 28 Kasım'da intiharı tasarlamışken o tarihten on sekiz gün önce intihar ettiği anımsanırsa o günün 10 Kasım olduğu anlaşılır ve dışardaki gürültü Atatürk'ün anısına yapılan saygı duruşunun bir parçasıdır. "Yazann hiçbir yorum yapmadan ve neredeyse gizlice yanyana getirdiği bu iki olayı. Zebercet ile toplum arasındaki kopukluğu son kez vurgulayan bir sahne olarak yorumlamak doğru olur...Dışarının, başkalarının çağrısı boşunadır ve Zebercet dışarıya ve başkalarına kapalı kalarak son verir yaşamına" (Moran, c.2, s.233)

İntiharların düşündürdükleri

Estetik dönüşümün intiharlarla başlaması. ihtilal öncesinde olsa bile yaşanan gerçekliğin umutsuzluk yüklü oluşunu imliyor. Hatta Tutunamayanlar'a ancak tutunamayan bir küçük burjuvanın tutunabileceğinden bahsedilerek olayın sınıfsal konumuna dikkat çekiliyor. Öyle de olsa intihar yüklü bir içeriğin taşıyacağı eleştirel potansiyel, küçük burjuva ya da değil ama verili gerçekliğe yöneltilmiş sinsi bir gülümseme, düşülmüş bir ünlemdir. Ancak Yusuf Atılgan'ın daha büyük bir ünlem koyduğu düşünülebilir. Oğuz Atay'ın roman kişileri içe dönüktürler ve romanları da postmodern romanı daha çok çağrıştırırcasına düş-gerçek belirsizliğinde ilerler. Atılgan ise moderniteyle hesaplayan modernist romanı çağrıştırıyor bana. Atılgan'ın roman kişilerini daha yoğun bir bunalımda bulunmakla birlikte dış gerçeklikle olan kopukluğu ona yönelik bir reddiyeyi de içeriyor. Zebercet'in intiharıyla. anma töreninin kesişmesi de aynı duruma açılıyor.

Kaynakça
Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3, İletişim Yay.. İstanbul 1997
Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2, İletişim Yay., İstanbul 1999
Hayati Baki, Şiirin Kesik Damarları 1. Promete Yay., Ankara 1994
Oğuz Atay, Tutunamayanlar, İletişim Yay., İstanbul 1997
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar, İletişim Yay.. İstanbul 1997
Yusuf Atılgan. Aylak Adam, YKY. İstanbul 2000
Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli, YKY, İstanbul 2000
 

*: "kül" edebiyat, sanat ve düşünce seçkisi. Sayı:23 (Nisan 2002)
 
© 2010 Zaferekin.Net
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.