|
Zafer Ekin Karabay kurgulanan intihar fikri ve onun çevresinde şekillenen şiirleriyle, bir hayatta kalma tercihi olarak, intiharı gerçekleştirmiş şairlerden ayrılan en temel yöne sahiptir.
Daha ölüme başlarken, biz, bütün şair ve yazarları gittikçe nesnelleşerek bir listeye dönüşen “intihar eden şairler” ansiklopedisine ekleriz. Bu eklenme okur olarak bizim kendi duygusal heze-yanımızdaki düzlükten gelir. Ortada anlaşmaya varılmış bir tokat fikri, ölümün gündelik dokuya yedirilmiş bir mesajı bulunmamaktadır. Buradaki aşırı yorum, yok olarak şiirlerine ulaştığımız şairleri, ölümleriyle öncelememize neden olur. Böylece tek ortak yönü “ölüm” olarak açıklayıp tüm şairleri kronolojileri dışında başka ölçüte değmeden eşleştirip çizgisel kılarız.
İşte, bizim bu çizgiselliği oluştururken boşluklar bırakmamıza neden olan, Zafer Ekin’in kendi sonlu dayanağıdır. Ekin, intihar eden şairlerden bir çizgi çekip kısa bir soy ağacı da çizebilmiştir. Ölümlerine kendileri karar verebilmiş şairler olarak Sylvia Plath ve Nilgün Marmara, Zafer Ekin’in eklendiği zincirin önceki halkalarıdır.
Plath Annedir: “biraz da annem değil misin benim?” (anne)
Nilgün Marmara ise hem dil ve coğrafya hem de tarihsel olarak şairle kesişen yaşamıyla başka bir yakınlıktadır ona:
“nil güne akarken şubat gibi biriktim:” (saklı)
Şubatta Saklambaç’ın ilk baskısı yapıldığında Zafer Ekin’in ölümünün üzerinden üç ay geçmiştir. “O kitabı görmeden ölmek bana nasıl acı veriyor bilemezsiniz” yazar son mektubunda.
Şubatta Saklambaç da bir son mektup gibi okunabilir aslında. Sonuna doğru daralan ve beliren ölüm izleğiyle bir döküm ve plan gibidir.
Zafer Ekin Karabay Şubatta Saklambaç’la 70’lerden sonra gerçek hayattan çekilen toplumcu şiirin karşılığını toplumcu düşçü bir şiirle kuşağının bireyselleşen alanında gerçekleştirmiştir. 70’li yılların şiirinin biçim eksikliğiyle olumlanmasını yanlış bulur. Zafer Ekin’in düşçülüğü, toplumculuğun gecikmiş bir bireye yönelmesidir. Böylelikle gecikmiş bir telafidir de. Kemal Özer’in örneklediği yolu ilerletir. Özellikle Özer’in Araya Giren Görüntüler kitabında “her şeyi gören anlatıcı” olarak şair Şubatta Saklambaç’ın gövdesindedir. Bu açıdan çağının şairidir. Ama bir bakıma şiir yapıları dağılmaya başlayan kuşağına göre de daha yoğun örülmüş ve katmanlılığı sürekli gözetilmiş bir şiiri oluşturmuştur.
Şiirlerinin ağırlı olarak iç uyakla hazırladığı son ses, şiirini taşıdığı somut sonun etrafında kurulmasına yardım eder. Bu açıdan Zafer Ekin’in şiirindeki “ses” dizeleri hep bir sona hazırlar.
Kitabının bölümleri de hem kendi içlerinde bir bütünlüğün hem de kitabın tümü için taşıyıcı ayaklardır. Bölümler neredeyse kesin çizgilerle ayrılmaktadır.
Kitabın birinci bölümü olan Sakladığım’da, şairin “Yaşamdaki acının öznelerini anlatma isteği” öne çıkar. Bu bölümde ekseriya hayatı algılayış biçimine (ki bir trajedi olarak algıladığını söyler röportajında) göre şekillenen şiirlere yer veren Zafer Ekin’in, “Toplumcu-Düşçü” olarak tanımladığı şiirinin “Toplumcu” tarafının örnekleridir. Özellikle “Çırak, Gündelikçi, Yara Bandı” şiirleri bu “toplumcu” tarafın önemli örnekleri olarak dikkat çeker. Ancak buradaki toplumculuk bireylerin olmadığı bir devrim idealinden çok özne üzerinden yapılandırıldığı için düşçülükle bağlantı kurulabilir bir kanaldır.
Kitabın ikici bölümü olan Saklandığım’da ise, şairin kendi dünyasını ve bir anlamda “hayata katlanışını” anlattığı şiirler yer alır. Bu noktada “Saklandığım” bölümünün Zafer Ekin’in “Toplumcu-Düşçü” şiirinin “Düşçü” kısmını tamamlayan şiirlerden oluştuğunu söyleyebiliriz. “Akşam” ile başlayıp “Nokta” ile sonuçlanan ve şairin “İntihar eden şairler kitabında” ismini aradığı bu bölümde Zafer Ekin şiirinin ana teması olan “İntihar” neredeyse her şiirde temel bir imge olarak dikkat çeker. İntihar eden yazar ve müzisyenlere sıkça gönderme yaptığı bu bölümün ardından kitabın son bölümü ve son şiiri olan “Saklı” ile Zafer Ekin bir anlamda okuyucusuna veda eder. Bir intihar mektubu olarak da okunabilecek “Saklı” şiirinde şair, kitabının ve aslında hayatının ana meselesini bir şiirde toparlamayı başarır.
Zafer Ekin’in Şubatta Saklambaç kitabından önce yazdığı, tıpkı yaşarken basılmayan ilk kitabı gibi bir başka şiir dosyası da vardır. “Saklıkent Şiirleri” adlı bu dosya hem Zafer Ekin’in politik hem de poetik tercihinin ilk halini açıklar. Şubatta Saklambaç’ın “çocukluğu” Saklıkent’te de dolaşmaktadır. Bunun yanında Saklıkent Şiirleri şairin politik eylemliliğiyle daha çok örtüşen ve solun pratiğe dönüşen jargonunu içeren bir söze sahiptir. Şiirler ütopya arayışını bir hayal olarak “ülkeler besleyerek” gösterir.
Klişe, Saklıkent Şiirleri’nde daha sık görülür. Bu hem genel şiirin klişeleri (misali gibi), hem de kırsal solun tekrarlarıdır (ana-oğul). Buna rağmen klişeden çıkışın işaretleri bölümler halinde kendini gösterir. Bu ilk dosyada Şubatta Saklambaç’ın yapısal temelleri görülür.
Saklıkent Şiirleri söze daha yakındır, sesi yüzeyde bırakır. Dize kırılmalarının form arayışıyla bu ses, kolaylığını yitirmeye başlar. Yine de bu şiirlerde ses, şiirin omurgasından çok şiirin mesajını taşıyan bir ünleme dönüşür ve böyle ağırlık kazanır.
Saklıkent Şiirleri solun tarihsel duvarlarına da değer. İsmini ünlü tezlerden alan Nisan Tezleri, tarihsel olarak da Sovyetler’in kuruluşundaki olaylara göndermeler içerir. Bu şiirdeki Kronstadt vurgusu, tüm kafa karışıklığının ve çarpık noktaların atlanmamasıdır. Tek taraflı bir bağlanmadan çok, ajitatif de olsa, Nisan Tezleri gibi Saklıkent dosyasındaki diğer şiirler de, düşler, kuram ve eylem arasında sıkışan bireyi aramaktadır. Bu birey Zafer Ekin’in kendisidir biraz da ve tüm politik unsurlar dizelerdeki “intihar” fikrinin vurgusunu kapatamaz. “Gitmek” ve “kalmak” arasındaki seçim zorluğu, şairin o sırada da şiirinde görebildiğimiz bir unsurdur.
Zafer Ekin’in son yazdığı metin bir mektuptur: “Aslında Bütün Mesele Neydi?” Şair bu mektubunda taşıdığı şeyin ağırlığını büyük bir göndermeler ağıyla açıklar. Bu şekilde açıkladığı “mesele”nin kendisine ait olmadığını da okuruz. Bu yüzden devredilebilir bir sorun olarak, intihar fikrinden önce şairin açtıklarını kabul ederiz.
Sylvia Plath ve Nilgün Marmara’dan esinlenerek ölüm tarihini 29. yaşının (Nilgün Marmara 29 yaşında intihar etmişti) 29 şubat’ı (Sylvia Plath şubat ayında intihar etmişti) olarak belirlemiştir. Fakat o tarihi bekleyemeden (“Zebercet de belirlediği tarihten önce intihar etmemiş miydi”) 13 Eylül 2002’de hayatına son verir.
Biz hep erken ölen şairleri bir sırayla anarız. Ölüm artık bir bağlam değildir oysa. Çünkü soyutlaşmayı seçmek bizim yapamadığımız bir şeydir. Biz kurduğumuz kronolojiye şairler ekler ve onları kendi aralarında bağlarken, şiirin bıraktığı izleri bir bulmaca gibi, karanlık bir bağlılıkla izleriz. Zafer Ekin Karabay’ı da intihara doğru bilerek bıraktığı ipuçlarını bularak anlarız. Oysa o izler sadece Zafer Ekin’e aittir ve biz şiiri hep kaybederiz.
Sonat / Ege Üniversitesi Şiir Topluluğu Şiir Bülteni Sayı 1 / Bahar ‘10
|