Top Module Empty
Anasayfa arrow Konuk Defteri
View guestbook

These are the entries in our guestbook

Search guestbook entries - Write in guestbook

Göster # 

Guest
2010-01-26

Dayımın oğlu canım abim

Yıllar oldu abim gideli...  küçüktüm o zamanlar. ölümü anlayacak kadar ağlayabiliyordum yinede.o her kimliğinden öte benim dayımın oğluydu ve ben onu çok nadir görebiliyordum.o zamanlar anlamıyordum o kalın kitapların içinde ne vardı? uzundu saçları bir ara ben gülüyordum.o gitti ben büyüdüm o sırada.anlıyodum artık saçlarınıda kitaplarınıda  ve hatta neden o kadar zeki olması gerektiğinide. ankara hukuk okumalıyım dedim.beni hep başarılarımla ona benzettiler.sevgili zuhal ablam (zafer abimin ablası),sevgili yengem dayım hep ona benzettiler başarılı olduğum anları.evet benziyordum ve benzemek güzeldi dünyanın en güzel kalpli adamına.Ama hukuk okumadım. yine de onun soluduğu havayı soluyorum 2 yıldır ankara iletişimde ve onun ayağının değdiği taşlardan geçiyorum dramatik olmamalı yazı biliyorum aslında. gerçek bakmalıyız hayata onun gözünden. Gerçek olduğu kadar acıtıcı olsa da...

Şimdi diyorum, işte şimdi öyle ihtiyacım var ki ona 20lerde olunca daha iyi anladım ondan öğreneceğim ne çok şey varmış hayata dair.Ona kızmadım bizleri böyle bıraktı diye.Neden kızayım yorgunluk ayıp mı? yorgundu belliki uyumak istedi sadece sadece bir kez olsun uykusunu bölen biri olmasın istedi belkii. Ardında biliyorum onlarca güzel dost melek gibi bir sevgili bıraktı. ailesi olarak biz yandık elbet en az sizler kadar.Ama yanmak değil çare, bunu bilerek, bunun suskunluğunda sessizce,ürkek acıdık onsuz geçen zamana.Oysa zaman bir gün saatlerden,dakikalardan arınacak işte o zaman onu anlamak daha güzel ona koşmak daha özel olacak...

İyi uykular abim...seni seviyorum

Guest
2009-08-06

Şubat Yarası
Şubat yarası                       

 

                       “mavi’ye, cebeci’ye ve hayati baki’ye” 

 

 

her yanı sızlayan bir çalar saat yaptım dün sana

yeni günü doğururken el birliğiyle pencerem

bir doğum lekesiydi sanki güneş sabahın karnında

soğuk bir mevsim gibi yaşanırsa orada karanlık

gözlerini iyi ört onlar üşüdüğüdür diye uyku aslında

 

şımaranlar listesine yazdım bugün adımı; seni susanlara

beslenme çantalarında jeton taşıyor hâlâ çocuklar

telefonlara yedirmek diye sesine acıkan

yastığına saklambaç bıraktım sen mızıkçılık yap, o’ysa 

kaybolanların bumeranglardan öğreneceği ne çok şey var

 

upuzun bir kış gibi uzanmıştı sesimize düşen o kurrttt!!

bir bulut şemsiyelere hep aynı şekilde yağmururdu

yere baktık ve kendi yüreğimizi yakaladık

işte buralara fazlayız biraz, sığıyoruz sığmasına da

yeryüzünün bile canı acıyor biz ayakta durdukça

 

geçen bir abaküs yaptım sana bildiğin şubattan

güllerini saydı bir vazo -kaybeden hep oyunlardır-

içimden yirmi sekize kadar seni sayıklamıştım

dışımdan yirmi dokuzdun, nasıl da saklanmıştın

ellerimle seni dört yılda bir bile ebeleyemiyordum

 

unutmadım kuşlar gökyüzünde koşardı yalnızca

her yanı yaralardan yapılmış şub

atlarsa inerdi kendinden günün birinde yorulunca

Hakan Yirik/ kan-dil fanzin 1

Guest
2008-11-26

elveda

İntihar eden şairlerde rastladım sana,o kadar şair içinde neden ilgimi çektin bilemiyorum.Belki resmindeki o bakış..yada yaşın..bilemiyorum..bildiğim tek şey var..,

İntihar eden şairler o kadar çok ki..Bunlar boşuna intihar etmiyor,her satır her yazıları kaleme alan sizler..Hayatı en iyi anlayanlarsınız..

Ebedi yazılarınla,ebedi istırahatgahında rahat uyu..

Ağladım..sana ..

Niyobe
2008-11-25

Zafer'e

"karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık

sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!"

 

Sevgili Zafer,aynı gökyüzünü paylaştığımız vakit seni tanımıyordum ne yazık...

 yazdıklarınla,yaşamınla her daim başucumuzdasın.

 bu siteyi hazırlayan arkadaşlarına teşekkür ederim.

 www.niyobe.blogspot.com

 

Guest
2008-10-31

çok üzgünüm
yeni tanıdım seni, şiirlerini. bunun için çok mutluyum ama bu zamansız gidişin şiirsiz şairsiz bırakışın... bu siteyi kuran seni hayatı yaşadıklarını yadıklarını şiirlerini paylaşanlara çok teşekkür ederim. gittin ama her şiirle tekrar geliyorsun...

Hakan İpek
2008-10-13

Zafer ve Hababam Sınıfı

Hababam sınıfı serisini çok severdi Zafer..Defalarca izlediği halde Tv’de her denk gelişinde yine aynı keyifle izlerdi.Bir defasında Hababam Sınıfı serisinin Türk sinemasında bir doruk olduğunu söylemişti.Dalga geçtiğini ya da abarttığını sanmıyorum.Bu kadar erken ayrılmasaydı,mutlaka bu tezi ile ilgili bir yazı kaleme alırdı.

        Genelde zengin ailelerin çocuklarının okuduğu bir okulun sınıfı olan Hababam,bildiğimiz gibi neredeyse bütün öğretmenlerin yaka silktiği haylazlarla doluydu.Lise çağını çoktan geçmiş oldukları halde bir türlü mezun olamayan Bir topluluk.Çoğu zaman eşek şakası düzeyine varan davranışları ile öğretmenlerin başa çıkmasını güçleştiren şey,onların hep iyi organize olmuş bir çete gibi hareket etmeleriydi.Ancak yine de bildiğimiz türden bir çete değildi onlar.Elebaşları yoktu:Bildiğimiz piramit türü iktidar yapılanması olmayan,her biri makinadan çıkmışçasına diğerlerine benzeyen bu toplulukla başa çıkmak çok zordu. İçlerinden birini ekarte etmek,diğerlerinin uslanmasına yol açmıyordu. Bir tek Kel Mahmut lakaplı Mahmut hoca başa çıkabiliyordu onlarla.Her seferinde onların kurnazca hilelerinin üstesinden gelip foyalarını ortaya çıkaran Mahmut Hoca’yı alt edememelerinin tek nedeni,kendilerinden daha kurnaz olması değildi.Mahmut Hoca kendini öğrencilerine adamış,onların hep iyiliği için savaşan idealist bir öğretmendi.Öğrencilerini her şeyin üstünde tutuyor ve gerektiğinde paragöz idarecilerle hesaplaşmaktan çekinmiyordu.Mahmut Hoca en son aşamada onlara geleceğin yolunu gösteren bir rol modeliydi.

   Hababam sınıfının  bir grup olarak bunca iyi organize olmasının nedenlerinden biri de içlerinde bireyin,ya da bireysellik kavramının olmamasıydı.Şaban  dışındakiler birbirlerinin kopyası gibiydiler.Mükemmel grup davranışı sergilemelerinin dışında hiçbir özellikleri yoktu.Bir tek  İnek Şaban,çoğu zaman onlardan bağımsız hareket ediyor,özel isteklerini açıkça ortaya koyuyordu.Ancak Şaban,bu açıkça belirgin bireysel özelliklerine rağmen bir şekilde içinde birey olmayan bu gruba uyum sağlamıştı.Belki bedelini aptal yerine konulmakla ödüyordu.Şaban gibi zaman zaman öne çıkan Güdük Necmi’ninse akılda kalan tek özelliği,Şaban’ı inek durumuna düşürmesiydi.Aslında güdük Necmi,Şaban’la Hababam sınıfı arasında bir çeşit aracılık yapıyor,Şabanı grubun içine çekip,grup dışı bireysel davranışlarının onu saptırmasını önlemiş oluyordu.

       Yetişkin dünyanın sıkıcılığı ile çocukluğun velvelesi arasındaki ince ve keskin köprüdeki hababam sınıfı,ne geriye gidebiliyor,ne de köprünün öte tarafına geçebiliyordu.Arada kalma durumuyla,topluluk içinde eriyerek,geri dönüşsüz çocukluğa ilişkin nostaljiyi yeniden üreterek başa çıkmaya çalışıyorlardı.

     Zaferi görseydiniz o bizlerle yavru köpekler gibi boğuşmasını,şakalarını,çeşit çeşit oyunlar icat etmesini,Hababam Sınıfı’nın gerçekdışı dünyasından fırlamış bir kahraman sanırdınız.Ancak bu görünüşüne rağmen ona haylaz demek,davranışlarını Hababam Sınıfının zalimliği ile kıyaslamak olanaksızdı.Son derece nazik bir insandı Zafer.Ayrıca Hababam Sınıfının aksine çalışkan,üretken,sorumluluk sahibi bir insandı.Ancak dış görünüşündeki uysal ve uyumlu imajına rağmen,içinde hababam sınıfının bitmez tükenmez çocukluk fantezisini taşıyordu.Kurduğu düşlerde,hababam sınıfı üyeleri gibi aynı düşlere ve aynı direngenliğe sahip bir topluluğun içinde erimek vardı.Dış görünüşünde küçük burjuva komformizmine emin adımlarla yürüyor görünmesine karşın,iç dünyasında direnen, reddeden,inatlaşan bir çocuğu büyüttü.

      Bütün o direngenliklerine rağmen,Hababam Sınıfının büyüdüğüne olgunlaştığına dair çok sayıda işaret vardı o filmlerde.Ama Zafer vazgeçmedi.Hep aynı yerde kalmak pahasına yaşamına son vardi.

Hababam Sınıfı doyasıya yaşanmış ve artık cılkı çıkarılmış bir çocukluğa ait bir hikayeydi.Zafer’se aslında hiç çocuk olamamıştı.Çocuk olmadan büyümek zorunda kalmıştı.

Guest
2008-10-11

YANIMDA OLMANI İSTERDİM

     Zafer’i ilk olarak 1995 yılında tanıdım.Bu tarihten sonra aramızdan ayrıldığı 2002 yılına kadar dostluğumuz sürdü.En son okulda,hukuk fakültesinde görmüştüm onu.Ben sınavlara girmek için okuldaydım,o ise master tezini Mithat Sancar’a teslim etmek için gelmişti.Sınavlarımın iyi geçmediğinden yakınınca,”ben artık böyle şeylerle ilgilenmiyorum”dedi.Bu,ondan almaya alışık olduğum türden bir yanıt değildi.Bozulmuştum.Söylediği şey,onun nazik imajı ile hiç bağdaşmıyordu.Günlerden Çarşamba ya da perşembeydi.Pazartesi,en son bütünleme sınavım için okula geldiğimde,koridorda karşılaştığım bir arkadaş,”Zafer’i duydun mu” dedi.”ne oldu?” dedim.”İntihar etti..” dedi.Dizlerimin bağı çözülürken,tersini umut ettiğim soruyu sordum:”Öldü mü?..”

    Alt üst edici bir durumdu bu.Çünkü bana,bir kez olsun,başka arkadaşlarına olduğu gibi intihar etme düşüncesini açmamıştı.Gerçi onu tanıyanların bazılarından intiharı olumladığını işitmiştim,ama o sıralarda entelektüel yaratıcılığı ve enerjisi ile büyük hayranlık uyandırmış olan böylesi bir adamın,o aşırı temposunun ara sıra onu bunalttığı için böyle şeyler söylediğini düşünmüştüm.Ancak bunların Zafer’e ilişkin bambaşka bir gerçeği açıklayan sözler olduğunu o canına kıyınca anladım.Sonra diğer arkadaşları ile yaptığım konuşmalardan anladım ki,Zafer bunu yıllardır tasarlıyormuş.

      O sıralar,bu kararından bana bahsetmediği için çok kızmıştım ona.Bana söylememişti,çünkü intiharın  soylu bir eylem değil çocukça bir davranış olduğunu düşündüğümü biliyordu.Bana anlatsaydı,böyle bir şey yapmaması için beylik bazı laflar söyler ,öğütler vermeye çalışırdım sanırım.Ancak sonradan bu kararını bana asla açıklamamış olmasından bazı iyi sonuçlar çıkarmaya başladım.Zafer’in sevdiği arkadaşlarına bu kararını söylemesinin nedenlerinden biri,kendisine daha çok yakınlık ve şevkat duyulmasını sağlamaktı tahminimce.Oysa benimle olan dostluğunda,ekstradan ilgi ve şevkat gereksinmesi duymamıştı.Belki de beni katı ve anlayışsız bulduğu için bu çok özel sırrını paylaşmamıştı.Her neyse…

     Aslına bakarsanız,ikinci olasılık daha güçlü geliyor bana.Çünkü onun yarım yamalak,yarı mahçup yarı utangaç bir edayla anlatmaya çalıştığı bazı travmatik deneyimlerinin onu ne denli yaralayıp incitmiş olduğunu ancak o canını kıydıktan sonra anlamıştım.Yeterince duyarlı bir insan olsaydım,bunu zamanında anlamış olurdum.Utangaç ve solgun bir güle benzeyen edasının altındaki çığlığı görebilseydim…Ne olurdu?ne yapabilirdim?...Onu kurtarabilir miydim?...Hani derler ya “kelin merhemi olsa..”Bu dünyadan çekip gitmeyi kafaya koymuş bir insana,onun hiçbir işine yaramayacak beylik tavsiyelerden başka ne verebiliriz?O sıralarda insanı umuda ve iyimserliğe sürükleyecek hiçbir şey yoktu.Devrimci hareket kitlelerin umudu olmaktan çoktan çıkmış,siyasi bir topluluk olmaktan çok cemaatleri ve tarikatları andıran küçük grupların içine sıkışıp kalmıştı.Geriye kalan şey,sınıf atlama sevdaları ile bezeli küçük burjuva hülyalarıydı,ki bu,kesinlikle Zafer’i hayatta tutacak bir şey değildi.Zafer,aydın bir küçük burjuva yaşantısı sürdürmek için Üniversitede çalışmayı seçti.Bundan sonraki yaşamında,bilimsel vasıfları düşük bir üniversitenin ofisinde,yazılar yazıp,şiirler yazarak entelektüel bir kariyerin peşinde mi koşacaktı.Ancak büyük düşler kuran tutkulu bir insanı ne kadar tatmin eder ki böyle bir yaşam tarzı?Nihayet yetişkinliğe adım attığından beri onunla saklambaç oynayan ölüm,o küçük üniversite ofisinde sıkıştırdı onu..Son zamanlarında yaptığımız teleon görüşmelerinde feci derecede sıkıldığını söylüyordu.Nedenini sorduğumda”işte..”diyordu.”master tezi…”Bu tezini hazırlarken sayısız kitap,yazar ve düşünce arasında cirit atarken,onu sıkan şeyin bilimsel bir tez hazırlamanın tahmin edebileceğimiz güçlükleri olmadığını,onu orada sıkıştırıp nefes alamaz hale getiren şeyin,hayatı boyunca saklambaç oynadığı ölüm olduğunu,anlamıştım.Ama ne yazık ki,o öldükten sonra!...

     Geçmişte,örneğin 80 öncesi dünya,bildiğimiz türden sıkıntı,dert ve tasalarla dolu bir dünya idi.Ama o zamanlar umut vardı.Nihai bir kurtuluşun umudunu taşıyan sayısız nedenler vardı bir zamanlar.O zamanlar yaşasaydı Zafer,intiharı onurlu bir başkaldırı olarak görmek şöyle dursun,böyle fikirlere tahammül bile edemezdi.Belki içindeki o en arkaik travmalardan beslenen ölme arzusu,onu tehlikeli bir militan yapabilirdi.Ancak o zamanlar dünyada olsaydı,ölümü şimdiki kadar hazin olmazdı.

    Zafer,yanlış bir zamanda,zamanın tümüyle yanlış olduğu bir zamanda yaşadı galiba.Hayatın ve onu seven bizlerin,ona fazla bir şey veremeyeceği yoksul ve hazin bir zamanda yaşadı.Bu nedenle onun ölümü aslında hepimizin ölümü ve onun eylemi,günümüz dünyasının karanlık bir ifadesidir.

    Her şeye rağmen tümüyle karanlık değil…Onun bize nasıl bir yaşama gücü sağlamış olabileceğini başka bir zaman tartışacağım.Onun çok sevdiği Pink Floyd gibi söyleyerek bu  yazıyı noktalıyorum:

    “Yanımda olmanı isterdim.”  Keşke aramızda olsaydın!....

Hakan İpek
2008-10-08

Sevgili Zafer...Yüreğimin Yongası..

Bu siteyi hazırlayanlara(o sen misin yoksa sevgili Barbaros?) çok çok teşekkürler.Zafer'in ölmediğini,anılarda ve yüreklerde yaşamını sürdürdüğünü çok güzel kanıtlıyor bu sayfa..Sevgili Zafer,bu şekilde yaşamak,aramızda bu şekilde kalmak istiyordu.Ne iyi yaptınız!..Yüreğimizi ısıttınız.Zafer en iyi arkadaşlarımdan biriydi,en iyi arkadaşlarımın belki de en iyisiydi.Şimdilik bende en fazla yankı uyandıran,en fazla iz bıırakan bir insan.Sanırım ben yaşadıkça o şekilde kalmaya devam edecek.Onunla yaşıyor,onu kendimde yaşatıyorum.Canına kıymasına bazen kızıyor,bazen onu mazur görüyorum.Ben yaşlanıyorum;ama o hep en son haliyle,hep aynı yaşında kalıyor.Kim bilir erken ayrılmayı seçmesinin nedenlerinden biri de,hep genç kalmaktı,yüreğimize zamanı kilitlediği bir yuva kurmaktı.Sevgili Zafer için ne zaman yazmak istesem,elim ayağım sızlıyor.Oysa ne yanan bir gedik açmıştır boşluğa konuşmakla tükenmeyecek bir gedik...Şimdi şu satırları yazarken,sanki kanıyorum.Onu sevenler,onu yaşatanlar,kimbilir siz de öylesiniz.Sırf cesaret edemediğimiz bir şeye cesaret edebildiği için değil,çok çok iyi bir insan olduğu için bizlerde yaşıyor.Yoksa hayatın onu bunca incitmesinin nedeni tam da onun bunca iyi olması mıydı?

 Onu sevenlere sevgilerimle... HAKAN İPEK

Guest
2008-10-01

aslında bütün mesele.

çok üzgünüm. çok üzgünüm. çok üzgünüm.

Yasin ŞAHİN
2008-03-19

Dizelirene muhtaç insanlar

Kifayetsiz kalır ardından bişeyler yazmak..

Neye yanayım şimdi aramızda olmadığına mı?

Yoksa;

Hiçbir zaman yazılamayacak olan dizelerine mi?

Okudum seni okudukça buldum kendimi...

Seni bu kadar geç tanımak..

Şimdi son bir mısra bırak karanlığa,

                             buğulu bir cama...      

 

 

 

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>
Sonuçlar 1 - 10 toplam 13

Powered by Jambook by Olle Johansson from Joomla at the Yard

© 2010 Zaferekin.Net
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.